Ekonomi politikamızda ince ayar ihtiyacı

Küresel ekonomiye dair yorumları okurken ve izlerken, siz de zaman zaman “Acaba bu bir illüzyon mu?” sorusunu kendi kendinize mırıldanıyor musunuz? Düşünsenize; “IMF gelişmiş ülkelerin büyüme tahminini şöyle revize etti”, ya da “Fed'in faiz artırımına yönelik ifadeleri akıllardaki soru işaretlerini artırdı” veya “Euro Bölgesi'nde Nisan ayı enflasyonu şöyle oldu” gibi ifadeleri her gün defalarca görüyoruz. Bunları önemsiz mi görüyorum? Kesinlikle “hayır”. Bunlar önemli ve takip edilmesi gereken göstergeler. Ancak ben, zaman zaman diyemeyecek kadar sık aralıklarla, Türkiye kamuoyunun bu konularla gereğinden çok meşgul olduğunu düşünüyorum.

Dünya gündemindeki esas konu Fed'in faiz artışı. Fed faiz artırımına başladı ve bunun devamı gelecek. Soru devamının ne zaman ve hangi sıklıkla geleceği. Faiz artırımı gözle görünür bir uzaklıkta mı: “Evet”. Asıl sormamız gereken soru şu olmalı: “Biz buna reel sektör olarak yeterince hazırlıklı mıyız?” Haziran ya da Aralık, asıl önemli olan bu değil; bizim ne yaptığımız ve ne yapmamız gerektiği.

Yeni hükümetimizin, gerek iç ve dış politikada, gerek ekonomi politikasında yüklü bir gündemi, uzun zamandır bekleyen bir yapısal reform listesinin yanında ilk adımları atılan ve uygulamada atağa geçilmesi gereken konular da var.

Tüm bu ağır gündem içinde, ekonomi politikalarına özel bir ağırlık verilmesi gerekiyor. Türkiye gündeminin ilk maddesi ekonomide yeniden atılım dönemi olmalı. Büyümeyi yeniden yüzde 6-7 civarına nasıl çekeriz? Büyümemizde ihracatın katkısını nasıl yukarı çekebiliriz? Kalitesiz ve fiyatları manipüle edilmiş Uzak-Doğu'dan gelen bazı ürünlerin sanayimize ve istihdamımıza etkilerini nasıl bertaraf ederiz? Hem üretim hem ihracatta daha yüksek katma değerli segmentlere nasıl geçeriz? Cari açığı bir daha yükselmemek üzere yüzde 3'lere nasıl indirebiliriz? gibi sorulara alternatif cevaplar aramak bizim için zaman kaybı olur. Bunların hepsi için elimizde cevaplar var. Artık aksiyona geçmeli, zaten adım atılmış olan konularda daha hızlı hareket etmeliyiz.

Ben ekonomi alanında bundan sonra atacağımız adımlarda vazgeçilmez iki ön kabulümüz olması gerektiğine inanıyorum. Birincisi, ekonomik büyümede net ihracatın katkısının her yıl pozitif olması. İkincisi ise kamuoyunda düşük döviz kurunun ya da başka bir ifade ile değerli TL'nin iyi olduğuna algının kırılması. İkisi de birbirinden önemli.

Ekonomimize rekabet gücü kazandıracak esas faktör kur değil kesinlikle. Ancak gelişmiş ülkeler dahi paralarının değerini düşük tutarak rekabet gücü kazanmayı tercih ederken, bizim enflasyonla mücadele ya da sair sebeplerle TL'yi değerli tutmamız gerek büyüme, gerek sanayi üretimi, gerek ihracat-ithalat, gerekse istihdam açısından milli çıkarlarımıza aykırı. Bu nedenle TL'deki değerlenmeye izin verilmemesi gerektiğine inanıyorum.
PAYLAŞ