3G… 4,5G ve sonunda 5G….

İki hafta önce Londra'daki Huawei 5G zirvesini takip ederken, göz ucuyla da ekonomiye bakıyordum. Ancak Londra'daki zirvenin döviz, faiz ve hisse senedi alım satımından çok daha önemli olduğunu söylemeliyim. Dünyanın en önemli ve dev firmalarının CTO'ları yani bilişimden sorumlu liderlerinin yaptığı sunumlara bakarken hem keyif aldım hem endişelendim.

Endişelerimi aktarayım: Fiberoptik kablo yatırımı yapmayan ya da azıcık yapıp devam ettirmeyen ülkeler 5G'yi rüyalarında bile göremeyecekler. Bu konuya enerjiye verdiği önem kadar önem vermezse, Türkiye'nin işi zor. Şu an Türkiye'nin sanayi 4.0 'a geçmesi için veya 5G 'yi tam anlamıyla kullanabilmesi için, mevcut fiber optik altyapısının 20 katından fazlasına ihtiyaç var. Şaka değil. Bunun maliyeti 3. Boğaz Köprüsü kadar bile değil.

İkinci endişem artık en özel anlar veya ayrıntıları bile bizden önce “network” lerin bilecek olması. Mesela eşinizin hamile olup olmadığını sizden veya eşinizden önce cloud teknolojilerine sahip olanlar bilecek. Google'dan önce hatta. Yani “acaba bu ne anlama geliyor” diye sorana kadar, cep telefonunuza “tebrikler” mesajı gelecek.

Her ne kadar “kimsenin datasını ellemiyoruz, bundan değil teknolojiden para kazanıyoruz” dense de, insanoğlu hep şüphecidir.

Diğer taraftan bileğinizdeki dijital saat sayesinde kalp krizi ya da başka bir atak, gerçekleşmesinden önce tespit edilerek sağlık hizmeti ayağınıza gelebilecek. Bu muazzam bir gelişme elbette. Ancak özel anların  “selfie” vs ile sizin arzu ettiğiniz zaman paylaşılması yerine, “network” her an her yerle paylaşacak. Çünkü buna mecbur hissedecek kendini. Sizin iyiliğiniz için.

Bir restorana gittiğinizde artık başkalarının daha önce yaşadığı tecrübelere göre davranacaksınız. Bunun iyi tarafları da var, kötü tarafları da. Tokyo Olimpiyatları için hazırlanan firmalar bir tenis maçını seyreden herkese farklı açılardan seyrettirmeyi vaat ediyor. Hem de tribünde seyrederken. Belki de bilet pahalı diye satın alamadığınız yerden.

Yakın gelecekte 35 milyar “nesne”nin 5G ve Endüstri 4.0 ile birbirini göreceği bir dünyada, acaba “gerçek” olan daha mı değerli olacak ? Bilemem.

Bildiğim tek şey, durdurulamaz bir hızla 5G'ye doğru koştuğumuz. Küresel bir markanın KOL (key opinion leader) üyelerinden biri olarak, şüpheleri bir kenara bırakarak, sürece Üniversitem ve insanlık adına destek vermenin önemli olduğunu düşünüyorum.

Mobil teknolojiler bazı parçaları hareket etmeyen, bazen de hareket etmek istemeyen eğitim sisteminin de daha eşitlikçi bir hale gelmesini sağlayacak. Tabii, vasatlıkta değil sınırsız bilgiye erişim anlamında. Bunun karşısında durmayı, özgünlük ya da klasik olmakla masumlaştıramayız. İlerlemenin önünde durmakla bir tutmalıyız.

Teknoloji son hızla devam ederken….

Bu arada, teknoloji son hızla ilerlerken, binlerce yılın meseleleri hala devam ediyor. Bir tarafta ABD, diğer tarafta Rusya Orta Doğu'da mekik diplomasisine devam ederken, sayısını hatırlayamayacağınız toplantılarda Türkiye'nin değişmeyen katılımcılardan biri olduğu görülüyor.

ABD'nin bölgede Rusya ile eşgüdüm halinde olmadan ani bir çıkış yapması pek olası gözükmüyor. Ancak böyle bir müdahaleyi İsrail üzerinden yapması ihtimali her zaman var. Nitekim, üzeri örtülü şekilde ilişkilerine devam eden İsrail ve Suudi Arabistan'ın ortak düşmanın İran olduğu konusunda mutabakata vardıkları duyuluyor.

İran ise Rusya ve Türkiye ile sürekli temas halinde. İsrail'in İran'a karşı “önleyici vuruş harekatı” yapması durumunda ortalığın karışacağını söylemek falcılık olmaz.

Londra'daki bilişim zirvesinde görüştüğüm Amerikalı uzmanların birçoğu “Trump'ı ancak savaş kurtarır” dedi. Aklıma Atatürk'ün veciz bir sözü geldi: “Şahsi menfaatler genelde toplum menfaatiyle çelişir. Devletin görevi idareyi şahsi menfaatlere bırakmamaktır. Aksi taktirde güçlü olan zayıfı, hatta herkesi ezer.”

Bu cümleyi onlara söyleyip, ABD'nin kurucularına ve onların vizyonlarına, nihayetinde kendi anayasalarına güvenmekten başka çareleri olmadığının altını çizdim.

Bu sayfa 1 Aralık 2017 Cuma tarihinde yayınlanmıştır.
PAYLAŞ