Negatif Faiz Ülkeleri kurtarabilir mi ?...

Son dönemde negatif faizli tahvillere yatırım yapanların varlığını görmekteyiz. Getirilerde böyle bir tuhaflığın yaşanması elbette uzmanlar için yepyeni. Ancak küresel anlamda borç bu kadar büyük olduğu için bu tip garipliklerin çıktığını söyleyebilirim. Borçlanma kağıtlarının bolluğu, faizin negatife düşmesi sonucunu yarattı. Böylece ikinci el piyasada al-sat yapanların lehine bir gelişme gerçekleşti. Faizin düşmesi tahvillere olan ilginin hala fazla olduğunu gösterirken, aynı zamanda kupon fiyatının artması sonucunu yaratıyor. Yani al-sat işlemlerinden kar etme fırsatı devam ediyor. Ancak bu yolculuğun sonu pek neşeli bitmeyebilir. Sebebini arz edeyim:

IMF'nin 2010 yılında yayınladığı “G-7 Ülkelerinin Kamu Finansmanında Uzun Dönem Trendleri” raporunda oldukça çarpıcı bir saptama bulunmaktaydı. “Eğer G-7 ülkeleri kamu borçlanması ve büyüme konusunda şu anki tempolarıyla giderlerse, 2050 yılında kamu borcunun milli gelire oranı %441 olacak.”

Rakam elbette korkutucu. En baştan ifade etmekte fayda var. Bu borcun ödenmesi mümkün değil. Ancak aynı raporda bir mucizeden de bahsediliyor. Dünyanın 7 büyük ekonomisine sahip olan ülkeler 2050'ye kadar her yıl büyüme oranlarını öngörülenden 1 puan daha fazla artırırlarsa, bu borçluluk oranı 256 puan aşağıya düşerek %185 olabilecek. Elbette bu hesaplar yıllar geçtikçe revize edilecek ama, durum hiç iç açıcı gözükmüyor diyebilirim.

Her şeyden önce, G-7 Ülkelerinin büyüme hızlarını her yıl öngörülenden 1 puan daha fazla gerçekleştirebilmeleri kolay değil demiyorum, neredeyse imkansız. Ancak bir an düşünelim ki bu gerçekleşti, bu borç ödenebilir hale gelebilir mi? Bunu anlamak için bazı ülkelerin bugünkü borçluluk oranlarına bakmakta fayda var.

“Borç o kadar büyük ki...”

Japonya'nın bugünkü borç/milli gelir oranı %239. Hemen arkasından Yunanistan %181 ile geliyor. Lübnan %149, İtalya %132 ve Portekiz %130 gibi oranlarla ilk 5'e girmiş durumda. Elbette borç/milli gelir oranları kadar, bu ülkelerdeki toplam borçların toplam varlıklara oranına bakan uzmanlar var. Bu durumda Japonya haricindeki ülkelerin gerçekten “batak” durumda olduklarını söylemek mümkün. Çünkü %100'ün üzerinde borç/milli gelir oranına sahip bir ülkenin büyüme hızını sürekli olarak yüksek tutması gerekiyor ki, bunun da enflasyon ve finansal krizler gibi yan etkileri olabiliyor. Hatta başka komplikasyonlar da çıkıyor.

Tabii, “Türkiye'nin borçluluk oranı bu ülkelere göre oldukça küçük, neden krize girelim ki?”diye soran olursa cevap belli: Çünkü Türkiye'nin borcunun vadesi düşük ve faizi çok yüksek. Milli Gelire oranla %40 civarında olan kamu borcu/milli gelir oranı ilk bakışta içimizi rahatlatsa da, Türkiye'nin dünyaya sunduğu herhangi bir hikaye olmaması, düşük vadede çok yüksek faiz teklif etmesi “riskli ülke” olarak değerlendirilmesine sebep oluyor.

Elbette, bazı durumlarda kaynağı bulmak kaynağın maliyetinden daha önemli hale gelebiliyor. Yine de konuya geri döndüğümüzde, IMF Raporundaki olumlu senaryo gerçekleşse bile %185'lik borçluluk oranının “ödenebilecek” seviyede olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim.

Sonuç olarak, yatırımcıların negatif faize rağmen satın aldıkları borçlanma kağıtları “şimdilik” güvenli liman gibi gözükse de, gelecek için büyük riskler taşıdığını söyleyebilirim.

 

PAYLAŞ