Varlık Fonu tartışmaları

Bana Varlık Fonu ile ilgili sorular geliyor sürekli. "Neden kuruldu?" gibi mesela. Yönetiminde benim soyadımdan biri yer aldığı için olabildiğince bilimsel cevaplamaya çalıştım soruları. 1980'lerdeki özelleştirme rüzgârında devlete bağlı bir birim tarafından bu iş yürütülürdü. Ancak 21. yüzyıla geldiğimizde devletin elinde bulunan varlıkların kamuya bağlı bir idare tarafından değerlendirilmesinde başarılı sonuçlar alınamadı. Çünkü bürokratik yapıların "hızlı balık" olma özelliği yoktur.

Dolayısı ile birçok ülkede kamuya ait varlıkların içinde bulunduğu fonlar kuruldu. Norveç devleti petrol gelirleriyle fonunu büyütürken Türkiye gibi petrolü olmayan ülkeler de ellerindeki varlıkları değerlendirdiler.  "İyi günlerde" bu tip fonlar, zor duruma düşmüş küresel marka veya kuruluşları satın alıp ulusal sermayeyle işbirliği yaparak işletebilir ya da ulusal sermayeye devredebilirler. Kötü günlerde ise her türlü menkul kıymetin "alıcısız" olduğu durumlarda piyasaya girerek durumu toparlayabilir. ABD'de 2008 Krizinde TARP ile  bu adımlar atıldı. Avrupa Merkez Bankası da benzer bir müdahaleyi yapmıştı sonraları.

Özetle, Varlık Fonu'nun ne amaçla kurulduğunun dedikodusunu yapmaktan çok, ne amaçla çalışması gerektiğine dair birkaç fikri sizle paylaşmış oldum. Ancak ben böyle derken, özellikle Ankara'dan gelen açıklamalar ve medyanın yorumları tartışmaya başka boyutlar kazandırdı.

 

 Özel sektöre rakip olmamalı

Siyaset cephesinden gelen şu açıklama ilgili çekti açıkçası. "Varlık Fonu, Türkiye ekonomisinin dış saldırılara karşı korunmasını temin etmek ve bundan sonra yapılacak büyük projelerin desteklenmesini sağlamak için ekonomiyi güçlendirecek önemli araçlardan birisidir." Demek bir dış saldırı ihtimalinden şüpheleniliyor hala. Diğer taraftan hala mega proje hevesinin de devam ettiği anlaşılıyor. Geniş bant kapasitesi dünya ortalamasının azıcık üzerinde olan Türkiye'nin bu halde Sanayi 4.0 'ı yakalaması zorken, hala köprü veya otoyol yapmayı istemek bana göre önceliklerin doğru tespit edilmemesi anlamına geliyor. Bana göre tabii.

Medyada fonun bir danışma kurulu olacağı, söz konusu danışma kurulunun da küresel başarılar elde etmiş önemli isimlerden oluşacağı da açıklandı. Hatta fonun hayata geçmesiyle beraber Milli gelirin 1,5 puan daha artacağı, yapacağı yatırımlar ile yüz binlerce kişilik ek istihdam sağlayacağı yazılmış. İddialı hedefler bunlar. Özel sektörün yapamadığını Varlık Fonu'nun yapması bekleniyor demek. 

Bundan başka savunma havacılık ve yazılım gibi teknoloji yoğun sektörler destekleneceği, söz konusu sektörlerde uluslararası rekabete girileceği, otoyollar, "Kanal İstanbul", nükleer santral gibi dev projelerin finanse edileceği, petrol  ve doğalgaz gibi stratejik önemdeki sektörlerde yurtdışı yatırımı yapılabileceği de belirtiliyor. Bahsedilenler ışığında, özel sektöre rakip bir kamu temelli şirketin kurulduğunu, özel sektöre lazım olan kaynakları kendisine kanalize edeceğini, söz konusu kaynakları da siyasi önceliklerle belirlenmiş alanlara aktaracağını, kalkınma değil büyüme odaklı olacağını söyleyebilirim. Anlaşılan şu ki, Türk özel sektörünün bugüne kadar küresel rekabete konu olacak fazla bir harekette bulunmaması sebebiyle, devlet ya da daha doğru bir deyişle siyaset "öyle olmaz böyle olur" diye dev boyutlarda bir ders vermeye hazırlanıyor. Umarım bu meydan okuyuşun sonuçları beklendiği gibi olur.

 

PAYLAŞ