Kredi derecelendirme kuruluşlarının kararları

15 Temmuz darbe girişiminin ardından, kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye için hızla sahne aldığı bir süreç yaşadık. Ve bu gelişmeler doğrultusunda, bu kuruluşların kararlarına yönelik tartışmalar da haliyle yeniden canlandı. Aslına bakılırsa, Türkiye için eskiden beri sorguladığımız bu mesele, uluslararası camianın da sürekli gündeminde olan bir konu… Nitekim kredi notu kararları, bir devletin ödeme kapasitesine dair sinyaller vererek ona dair risk algısını ve haliyle primini etkileme gücüne sahip. Bu ise, dışarıdan borçlanma maliyetleri ile miktarına ve ülkeye giren portföy yatırımlarına yansımalar anlamına geliyor. Etki mekanizmasının bir sonraki aşamasında ise, tüm bu faktörlerin döviz kuruna, net ihracata, ödemeler dengesine ve iktisadi performansa bir şekilde sirayet etmesi var. Dolayısıyla da, söz konusu kararların doğru verilmesi, gerek piyasaların ve ekonominin istikrarlı etkin işleyişi, gerekse adalet anlamında önem teşkil ediyor. Nitekim kredi derecelendirme kuruluşlarının verebildiği zayıf kararlar, sermayenin yanlış tahsisine sebep oluyor.

Bu kapsamda, hak ettiğinden yüksek kredi derecesi verilen bir ülkede aşırı yatırım olabilirken, bu aynı zamanda risklere de kapı açabiliyor. Öte yandan olması gereken kredi notundan daha düşüğüne layık görülen ülkeler için de, hem gerçekleşen hem de ilgili potansiyel kayıplardan kaynaklı mağduriyetler yaşanıyor. Üstelik verilen kararların sağlık derecesinin ülkeler için ehemmiyeti, yatırım yapılabilir ve yapılamaz ayrımının eşiğinde daha da artıyor.

Kredi notu kararlarının başarı derecesini belirleyen unsurlar arasında ise, öncelikle yöntemden bahsetmek gerekiyor. Her bir kuruluş, metodolojisinde birbirinden farklı ancak ortak noktası bol faktörleri barındırırken, bunlara verilen ağırlıkların ne denli sağlıklı olduğundan endişe ediliyor. Bu kapsamda ayrıca, kararların ekonominin devresel hareketlerinden etkilenip etkilenmediği ve birkaç yıl sonrası için ne kadar vizyoner olduğu da, öteden beri tartışma ve araştırma konusu…

Bir diğer soru ise, metodolojinin teslim ettiği mekanik kararın, komitelerde nasıl nihayete erdirildiği… Zira varılan son kararın, hem mutlak anlamda (kendi içinde) hem de nispi olarak (diğer ülkelere kıyasla) doğru bir değerlendirme sunması gerekiyor. Oysa geçmişten bugüne her iki boyuttaki sorunlar çerçevesinde, tutarsızlıklar, krizler, mağduriyetler yaşandığı çok iyi biliniyor.

İşte tüm bu sıkıntıların önüne geçmek, metodolojilerin sağlamlaştırılmasından mekanizmaların şeffaflaşmasına, rekabet artışının sağlanmasından bu kuruluşlara olan bağımlılığın azaltılmasına kadar uzanan güçlü bir çözüm paketi gerektiriyor. Bu ise, ancak uluslararası bir işbirliği kapsamında, samimi taahhütler ve etkili icraatlar sergileyerek başarılabilir.

PAYLAŞ