"Doğru Merkez Bankacılığı Doğru İletişimle Başlar..."
Aslına bakılırsa Merkez Bankası'nın mevcut yönetiminin daha önceki yönetimlere göre piyasaları daha rahat okuduğunu, siyaseti ve diplomasiyi daha yakından gözlediğini ve sosyal gelişmeleri de daha doğru takip ettiğini söyleyebilirim.
Finans Cephesinde Son Durum...
Aktif Rasyosu uygulamasından sonra, bankaların kredi vermede neden tereddüt ettiği buradan da net olarak anlaşılıyor. Maliyetler olduğu yerde sayarken gelir tarafındaki düşüşün özel kuruluşlar için tolerans gösterilecek bir durum olmadığı aşikar. Buradan iki sonuç çıkacak gibi gözüküyor
Ekonominin Gücünü Ölçmek...
Büyümeci yaklaşımlar, arzu edilen ekonomik büyüklüğe ulaştıktan sonra refahın peşi sıra geleceğini iddia eder. Fakat, bunun tarihte pek fazla örneği olmadığını, aksine insan hakları, adalet, eğitim, kültür ve sanat, spor ve diğer toplumsal faaliyetleri merkezine alan, “ihtiyaçlarla ihtirasları birbirine karıştırmayan” bir ekonomik modeli uygulayan ülkelerde kalkınmanın sağlandığı ve refah artışının sürdürülebilir hale geldiği gözükmekte.
“Hangi Sektör Çabuk, Hangisi Yavaş Toparlanır?”
Dünya tüketiminin yüzde 33'ünü, ithalatın yüzde 17'sini yapan, dünya ekonomisinin yüzde 24'ünü oluşturan bir ülkeden söz ediyoruz. Amerika'nın daha önceki resesyonlardan kurtulma süreçlerine baktığımızda, 1998'den sonra dipten dönüş süresinin uzadığını görüyoruz. Fakat, dünyanın Merkez Bankası gibi davranan Fed'e sahip olan bir ülkenin çok geç olmadan ayağa kalkabileceğini söyleyebilirim. Dün de söyledim: Ben IMF kadar karamsar değilim. 
"İşi Doğru Yapmak mı, Doğru İşi Yapmak mı?"
Korona virüsü bizlere yönetim ve yönetişim arasındaki farkı gösterdi. Yanlış kurgulanmış bir işi doğru yapmaya çalışmanın fayda vermediği ortaya çıktı. Kurgulanmış tüm iş modelleri artık sorgulanır hale geldi. Kritik karar alıcı seviyede görev alanların, "işi doğru yapmak" değil "doğru işi yapmak" adına iş planı tasarlaması sonucunda dünyanın her yerinden kulakları tırmalayan sesler gelmeye başladı. Elbette kimse koronavirüsünün ortaya çıkacağını tahmin edemezdi. Ancak, koronavirüsünden önce de bıçak sırtında seyrediyorduk.
"Fed ne yaparsa yapsın dolar yükselecek gibi..."
Sadece 6-7 ayda euronun dolar karşısında yüzde 5'ten fazla değer kaybı anlamına gelen bu düşüş hareketinin 2018 yılının başında 1.24'ten başladığını belirtmeliyim. Yani 2 yıl önce euro cinsinden satılan malların dolar cinsinden ifadesi yüzde 15 daha yüksekti diyebilirim. 
“Faiz İnmese Daha İyi Değil Mi?” Diyenlere...
Yılbaşından beri sosyal medya ve televizyondan yaptığım yorumlarda, “en fazla 100 puan lütfen” dedim sürekli. Ancak faiz indirimi yapılmasının daha doğru bir davranış olacağını iddia edenler de vardı.
CANLI DESTEK