"Dış Ticaret Sistemine Dokunmayan Reform Olmaz..."

Karmaşık bir gümrükleme sistemi üzerinde devam etmekte olan dış ticaretimizde 185 belgeyle gerçekleştirilen ithalat işlemleri, büyük ölçüde elektronik düzeyde devam etse de azımsanmayacak kısmı birçok bakanlıktan alınan fiziki belgelerle yürüyor. 

Bunun üzerine hem ihracat hem de ithalat işlemlerinde farklı limanlarda konteyner başına ortalama en az 500 dolar civarında hiçbir kanun ya da mevzuata dayanmayan ücretleri de ekleyelim. Daha mal gümrüğe girmeden ücretlendirmenin yapıldığı ve mal bekledikçe ücretin arttığı bozuk bir piyasadan bahsediyorum. Bu uygulamaların tamamı kanuna aykırıdır. 

Aynen tarım kesimindeki başı bozukluktan herkesin haberdar olduğu gibi gümrüklerde olan bitenden de herkes haberdar. Ancak 'Buraları özel şirketler yönetiyor' diyerek idare, bu başı bozukluğa karışmamayı yeğliyor. Toplam 9 milyon konteynere yakın bir büyüklükten bahsediyorum. Dış ticaretin üzerine fazladan 6 milyar dolardan ekstra maliyet ekleniyor bu şekilde. Korkunç bir rakam bu. 

Ekonomik Reform Paketi açıklanırken heyecanla bu konuda bir adım bekledim. “İthalat üzerindeki işe yaramayan yüksek vergileri düşüyoruz ve gümrüklerdeki maliyet artıran unsurları bertaraf etmek için harekete geçiyoruz.” cümlesi gerçek bir reform olurdu mesela. Fakat böyle bir cümle kurulmadı. 

Esasında, dış ticaretle ilgilenenler, gümrüklerde malın beklemesinden korktukları için haksızca alınan ücretlere karşı çıkamıyorlar. "Malı kurtardık" diyerek maliyete katlanıyorlar ve elbette kaçınılmaz olarak bu maliyeti doğrudan fiyata yansıtıyorlar. Sonra ülkede enflasyonun neden arttığını bulmaya çalışıyoruz. Gerçekten trajikomik bir durum. 

Türkiye maalesef gümrük uygulamalarında Yunanistan ve Bulgaristan'ın en az 10 sıra gerisinde bulunuyor. Halbuki genel iş yapma kolaylığında iki basamak yükselmiş durumdayken. Açıkçası gümrük uygulamaları Türkiye'yi zor duruma sokan bir halde, desem yanlış olmaz. 

"BAŞIBOZUKLUKTAN KİM SEBEPLENİYOR?"

Gümrük Kanunu'nda olmayan ama farklı adlarla çıkan 'Ordino' ya da 'Yük Teslim Evrakı' gibi uydurma evraklarla özel şirketlerin ithalatçılardan para almasına ne demeli? Aslında birçok görev Ticaret Bakanlığı'nın tanımı dahilinde ama sanıyorum gümrüklerde son zamanlarda ortaya çıkan icatlardan da pek haberdar değiller. "Kaldırdık bunu" demekle yürümüyor işler... Kanunda belirtildiği gibi 'Konşimento ile mal teslimi' yapılması gerekirken farklı isimlerle istenen evraklar neticesinde ödenen paralar sebebiyle mağduriyet büyüdükçe büyüyor.  

Tüm bunların neticesinde bahsettiğim gibi firmaların cebinden yok yere fazladan 6 milyar dolar çıkmakta. Bu da vatandaşa enflasyon olarak yansımakta. Şimdi işleyişe bir daha bakalım:

Türkiye'de üretilmeyen malların bile ithalatına konan ek vergiler, tarife dışı engellerin üzerine bir de gümrüklerde uygulanan haksız ücretlendirmeler sebebiyle ham madde, ara malı, yatırım malı ve her türlü mal yüksek maliyetlerle Türkiye'ye girmekte. Bu haliyle Türkiye'nin dış ticaret sistemi hem saldırgan hem de zararlıdır. Peki bu durum kimin işine yaramaktadır? Bu durumdan kimler dolaylı ya da doğrudan sebeplenmektedir? İç piyasaya aramalı verdiği için bu duruma sesini çıkarmayan 'şişman' şirketler, gün gelip bu durumun kendilerini de yok edeceğini görmüyorlar mı? İhracata da uygulanan bu mezalim sebebiyle dış rekabette zayıfladığımız ortada değil mi?

Bu soruların cevabını inanın merak ediyorum. Ancak Dış Ticaret İşlemleri'nde belgelerden sürelere, faaliyetlerden güvenliğe kadar bir Cumhurbaşkanlığı Genelgesi'ne ihtiyaç olduğu ortada. Son çare bu sanırım. 

 

CANLI DESTEK