Markalaşma Serüvenine Nasıl Devam Edelim?

Tekstil sektöründe kalite macerası, dünya üzerinde yazılmış en önemli başarılardan biridir. Ancak aynı şeyi markalaşma için söylemem elbette mümkün değil.

Kalite konusunda bugün sıkıntı yaşamayan tekstil sektörünün, fiyat konusunda sürekli şikâyetçi olduğunu görüyoruz. Bunun sebebi kalite-fiyat rekabetinden teknoloji ve bilgi rekabetine bir türlü geçememiş olması. Mesela otomotiv sanayi, tekstile göre daha teknolojik bir yarışın içinde olduğu için müşterinin talebinin iki adım önünde koşturan bir sektör olarak bugün yeni döneme nispeten daha hızlı adapte oluyor.

Yıllar önce İngiliz, Fransız ya da İtalyanca isim koyarak markalaştığını düşünenlere 'nesnelerin interneti' dediğimiz zamanlarda burun kıvıran, 'bunun bizimle ne alakası var' diyenlerin aksine; bazı tasarımcılar aynen otomotivde olduğu gibi connectedupdated-automated-recyclable tekstil ürünleri ortaya koymaya başlamışlardı bile. Maalesef, geleceğin gerçeklerini göremeyen çoktu. Bu cesur insanlara destek veren de pek yoktu.

Açıkçası, bir yanda sıfır karbon salınımı mecburiyeti diğer yanda döngüsel ekonominin giderek yükselmesi, 'kullan at' tarzındaki ürünlere olan talebin azalacağı gerçeği; bizi artık farklı bir yere götürüyor. Bu arada şu gerçeği de görelim: Nasıl ki otomobil üretmek için artık otomotiv markalarına değil, teknoloji markalarına ihtiyaç var ise dünyanın dev tekstil markaları ve giyim markaları eğer kendilerini değiştirmezlerse onlar da teknoloji markalarına yenilecekler. Dolayısıyla ya onlarla iş birliği yapacaklar ya da kendileri de bir teknoloji şirketi haline gelecekler.

Burada Türk tekstilinin hem bir avantajı hem de bir dezavantajı var. Teknoloji çağında nasıl ki talep edenlerin ihtiyaç ve ihtirasları değişiyorsa şirketler de buna göre şekil değiştirmek mecburiyetindeler.

Avantajımız şu: Türk iş insanları ihtiyaç durumunda hemen şekil değiştirebiliyor ve çok hızlı bir tasarım ortaya koyabiliyorlar. Ancak markalaşmanın artık bildiğimiz markalaşma olmayacağı için oldukça güçlü bir dijital omurga ve alt yapı üzerinde yükseliyor olması lazım. Bu da dezavantajımız.

Türkiye'de maalesef internet altyapısı oldukça kötü. Yani ürettiklerimize uzaktan erişerek hatasını düzeltmek veya update etmek, yüzde 99.99 kesintisizlik ile otomasyon süreçlerini yönetmek, akıllı cihazlarda sattığımız ürünlerin renk ve tasarımını talebe göre değiştirecek alt yapıyı oluşturmak kolay değil. Çünkü bugüne kadar siyasetten hep fiyat rekabetinde olmaktan dolayı konvansiyonel taleplerde bulunuldu. 'İşçi desteği' denildi ama 'eğitim desteği' denmedi, 'makine desteği' dendi ama 'teknoloji değişimi' denmedi, 'kredi' istendi ama 'kesintisiz çalışan bir dijital altyapı' denmedi. Dolayısıyla böyle talepler gelmeyince milyarlarca dolar farklı yatırımlar; taşa, toprağa ve betona gitti.

Şimdi 2021 yılının tam ortasında en baştan bir çağrı yapmak lazım: Artık siyasetten talep edilenler çağın gerisinde kalan, ölçek ve işletme sermayesi eksikliğinden dolayı panik içinde istenenler olmamalı. Genişbantta ilk 10'da olmak istediğimizi, full otomasyona geçmek istediğimizi, yüksek seviyede eğitim istediğimizi söylemeliyiz. Ayrıca firmalar gerçekten Ar-Ge projesi yapmalı; sabırlı olmalı, şirketleri hiyerarşi ile değil, network gibi yönetmeli; gençleri dinlemeli. Firma sahipleri de kendi çocuklarını gönderecekleri kadar güçlü meslek liseleri ortaya koymalı; hem kendilerini hem firmalarını değiştirmeli.

Ayrıca ham madde aramalı ve yatırım malı üretenlere, tasarlanan nihaî mala uygun şekilde çalışmalarını söylenmeli. Aksi takdirde onlardan hiçbir şey satın alınmamalı. Bu hedefe uygun üretenlerden mal satın alınmalı. Biliyorum sektörden pek az firma bunu yapacak ancak yanlışın neresinden dönersek kârdır!

CANLI DESTEK